Doç. Dr. Meşkure Yılmaz ile “Dış Türkler” Üzerine Konuştuk

Doç. Dr. Meşkure Yılmaz ile halihazırda dış Türkler’in yaşadığı coğrafyalar; sosyal ve siyasi yönden durumları, dış Türklerin karşılaştıkları temel problemleri, Türk dış politikasında dış Türkleri ve kurulabilecek muhtemel ortaklıkları konuştuk.

 

Mehmet Behçet Yorulmaz: Öncelikle dış Türkler kavramından başlayalım. Dış Türkler tanımlamasının sınırları nedir, dış Türkler denildiğinde ne anlamalıyız?

Meşkure Yılmaz: Dış Türkler kavramı çok geniş bir coğrafyayı teşkil etmektedir. Tartışmasız “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne” kadar olan coğrafyada yaşayan Türkleri içine almaktadır. 1991’den itibaren bağımsız Türk devleti sayısı Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan olmak üzere yediye çıkmıştır. Bağımsız Türk devletlerinde varlıklarını sürdürenlerin yanı sıra Rusya Federasyonu’nda, Balkanlarda; Sırbistan, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Moldavya’daki Gagavuz Türkleri, Suriye’deki ve Irak’taki Türkmenler, İran’daki Türkler, Türk ve akraba topluluklar çok geniş bir coğrafyada yayılmış durumdadır. Doğu ve Güney Türkistan’daki Türkleri de unutmamak gerekiyor elbette. Görüldüğü gibi yalnızca yaşadıkları yerlerden bahsedilince bile çok büyük bir kitle oldukları anlaşılmaktadır.

Yorulmaz: Coğrafi olarak dış Türkler ile ilgili bir değerlendirme yapalım. Doğu Türkistan’dan Avrupa’nın ortasına kadar geniş bir coğrafya söz konusu. Dış Türkleri politik, ekonomik ve siyasi olarak nasıl bir kategorizasyona tabi tutabiliriz?

Yılmaz: Dış Türkleri politik, ekonomik ve siyasi olarak kategorize edersek; bağımsız Türk Devletleri, özerk olarak yaşayanlar, azınlık olarak yaşayanlar, topluluk olarak yaşayanlar ve akraba topluluklar olarak değerlendirebiliriz. Bağımsız olan devletlerle siyasi, ekonomik, kültürel her türlü ilişki kurmak mümkün tabi sizin stratejileriniz çerçevesinde. Diğer gruplara gelince özerk olanlar; bunlarla ilişkileriniz onların bağlı bulundukları devletle olan ilişkiler bağlamında yürütülmektedir. Azınlık şeklinde yaşayanların durumu daha farklıdır zira hakları anlaşmalarla garanti altına alınanlar, hiçbir hakka sahip olmayanlar şeklinde sınıflandırabiliriz. Topluluk halinde yaşayanlarla ilişki kurabilmek biraz daha zor iken akraba topluluklar Anadolu tabiri ile bize “ulanmak” istemektedir.

Yorulmaz: Azınlık olarak yaşayan dış Türklerin temel problemleri nelerdir? Batı Trakya, Kırım, Doğu Türkistan vb?

Yılmaz: Azınlık olarak yaşayan Türklerin problemleri biraz önce belirttiğim gibi hakları anlaşmalarla garanti altına alınanlar ve alınmayanlar şeklinde ayrılmakla birlikte hakları anlaşmalarla garanti altına alınanların bu haklarının ne kadar uygulanabildiği önemlidir. Batı Trakya Türkleri Lozan Anlaşması ile hakları garanti altına alınan azınlıktır. Burada amaç Batı Trakya’da yaşayan Türklere hak vermek değildir. İstanbul’da kalan Rumlara haklar verildiği için Batı Trakya’da yaşayan Türklere de mütekabiliyet çerçevesinde haklar verilmiştir. Durumun böyle olduğu uygulamalarda da açık bir şekilde görülmektedir. Lozan Anlaşması ile hakları garanti altına alınmakla birlikte sosyal, ekonomik, politik, dini ve eğitim sorunları olmak üzere birçok sorunları bulunmaktadır. AB üye bir ülkede insan hakları ihlali altında yaşamaktadırlar buradaki Türkler. Avrupa başkentlerinden yalnızca Atina’da Cami bulunmamaktadır. Yunanistan’da uygulanan seçim sisteminden dolayı Batı Trakya’daki Türkler nüfuslarına oranla daha az sayıda milletvekili ile mecliste temsil edilmektedirler. Baş müftülerini seçme hakkından mahrum edilmektedirler. Maalesef bu sorunların çözümü için de Türkiye Cumhuriyeti gereken yaptırımları uygulayamamaktadır.

Sovyetler Birliği döneminde uygulanan sürgün ve asimilasyon politikalarından dolayı çok acılar çekmiş olan Kırımlıların sıkıntıları SB dağıldıktan sonra da devam etmektedir. Kırım Türkleri vatanlarına dönme imkânına kavuşmuş olmalarına rağmen döndüklerinde oturacak ev sorunu başta olmak üzere birçok sorunla karşılaşmışlardır. Bütün sıkıntılara ek olarak Kırım Ukrayna’ya bağlıyken tekrar Rusya’ya bağlanması da başka sorunları da beraberinde getirmektedir.

Doğu Türkistan Türklerinin durumu dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan Türklerden çok farklı değil. Üstelik egemenlikleri altında yaşadıkları Çin’in nüfusunun çok fazla olması ve yapılan baskılar sonucu Çinlilerle evlenmeye zorlanmaları milli kimliklerini kaybetmede çok önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca Çin yönetimi Doğu Türkistan Türklerinin yalnızca iki çocuk sahibi olmasına izin veriyor. Türkiye’nin bu konuda takip ettiği politika ise ‘’Doğu Türkistan’da yaşayan Türklerin sorunları Çin ile olan ilişkilerine feda ediliyor’’ şeklinde değerlendiriliyor ve Filistin’e Mısır’a gösterilen hassasiyetin Doğu Türkistan’da yaşayan soydaşlarımıza gösterilmediği düşünülüyor.

Doç. Dr. Meşkure Yılmaz

Yorulmaz: Son dönemde gündemde olan Suriye ve Irak Türkleri’nin geleceğini nasıl görmektesiniz, Orta Doğu’nun karışık atmosferinden burada yaşayan Türkler nasıl etkilenmektedir?

Yılmaz: Orta Doğu’daki karışıklıklar bölgede yaşayan bütün insanları olumsuz etkilemektedir. Ama maalesef bu olumsuzlukta birinciliği orada yaşayan Türkler almaktadır. Irak’a ABD’nin müdahalesinin ardından sular hiç durulmamıştır. Yönetime kim gelirse gelsin orada sıkıntı çekenler hep Türkler olmuştur. Bugün de sorunlar devam etmektedir. Irak’tan ve Suriye’den Türk olmayan grupların yanı sıra Türkler de Türkiye’ye göç etmektedir. Irak’tan Türkiye’ye göçen Türklere ülkelerinde savaş olmadığı gerekçesiyle yardım yapılmıyorken Suriye’den gelenlere (özellikle Araplara) fazlasıyla yardım yapılmaktadır. Aslında Irak’ta ve Suriye’de yaşayan Türkler Türkiye Cumhuriyeti’nin lobisi durumundadır. Onların varlıkları ve hakları oralarda korunmalıdır. Ancak takip edilen yanlış politikalardan dolayı bu mümkün olmamıştır. Türkiye’ye gelenlerin uyumları içinde ciddi çalışmalardan söz etmemiz çok mümkün değil. Irak’tan gelen Türkmenlerle ilgili gerek yaptığım ev ziyaretlerinde ve gerekse Barolar Birliği’nin sponsorluğunu üstlendiği bir uyum programında ders verdiğim soydaş çocuklarının maalesef Arap kültürünün etkisi altında kalmış olduklarını gözlemledim. Bu durum beni çok endişelendirdi ve üzdü. Irak’tan gelen aileler maddi olarak çok zor durumda olmalarına rağmen ‘’bizde kadın çalışmaz’’ diyerek 5-10 kişilik bir ailenin bütün yükünü ailedeki 1 ya da 2 erkeğin üzerine bırakmaktadırlar. Suriye Türkmen meclislerinin toplantılarında da maalesef iletişim dilinin Arapça olduğunu üzülerek müşahede ettim.

Yorulmaz: Bu Türklerin birbirine bakışı nasıldır? Örneğin Kazakistan Türkü ile Kosova Türkü kendilerini birbirine yakın hissetmekte midir, ortak bir ülkü birliğine sahip midir?

Yılmaz: Türklerin birbirlerini çok iyi tanıdıklarını düşünmüyorum. Genellikle bireyler yaşadıkları münferit olaylardan yola çıkarak görüşlerini beyan ediyorlar. Yakınlığın her kesimde aynı şekilde hissedildiğinden emin değilim. Bu tanınma işi her şeyden önce karşılıklı güvene dayanmalıdır. Karşılıklı güven sağlandıktan sonra her türlü ikili ilişki daha düzgün yürüyecektir. Orta Asya’daki devletlerle çok ileri düzeyde yürütülebilecek ilişkiler maalesef birkaç şirketin çıkarlarına hasredildi. Bu ilişkiler sağlam temellere oturtulup ciddi politikalar takip edilmeden Dünya Türklüğünün birbirini sağlıklı bir şekilde tanıması çok zordur. Türkiye Cumhuriyeti’nin başlattığı ve halen devam eden Büyük Öğrenci Projesi yola çıkış itibariyle çok güzeldi. Bu projede amaç Türk dünyasından gelen gençlere iyi bir eğitim vermek, birbirlerini tanımalarını sağlamak ve iyi izlenimlerle ülkelerine geri dönüp iş sahibi olduktan sonra ülkeler arası ilişkilere katkı sağlamaktı. Ülkelerine geri dönenler ne kadar takip edildi, şimdiye kadar kaç öğrenci eğitimini tamamlayabildi? Bu ülkelere yönelik takip edilen politikalar ve yapılan yardımlar nelerdir? Bunları öğrenebilmek ve bilim dünyasının biraraya geldiği uluslararası toplantılarda sunmak ve kitabımda güncellemek üzere ‘’Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklarına’’ iki kere başvuru yapmama rağmen cevap alamadım. Türk dünyası çalışan bir bilim insanı olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin Türk dünyasında ne kadar büyük ve güzel işler yaptığını duyurmak istedim ancak bu işleri yürüten kurumdan tarafıma bilgi verilmedi. Bu konunun yapılan/yapılacak bilimsel çalışmalarla gündemde tutulması önemli. Ama tabii esas olan devlet politikalarıyla da mutlaka desteklenmesi gerekmektedir.

Yapılan/yapılacak çalışmalarla ortak kültür ve tarihte birleşirsek bütün Türkler ne kadar yakın olduklarını anlayıp kültürlerini yaşatmak için aynı ülkü etrafında birleşmeyi başaracaklardır.

Yorulmaz: Dış Türkler arasında bir birlik kurulabilir mi? En azından temel problemelere çözüm bulma ve ortak tavır sergilenmesi mümkün müdür? Türk Keneşi gibi ihdas edilmiş kurumların ortak tavır alma gücü var mıdır? Geliştirilmesi için neler yapılabilir?

Yılmaz: Dış Türkler arasında bir birlik kurulabilir ve mutlaka kurulmalıdır. SB’nin dağılmasından sonra ilki Antalya’da 21-23 Mart 1993’de gerçekleşen Türk dünyasında işbirliği ve kardeşliği pekiştirmek amacıyla kurulan TÜDEV’in organize ettiği Türk Kurultayları düzenlenmeye başladı. Bu kurultaylara bağımsız devletlerin yanı sıra Türk ve Akraba Toplulukları da katıldı. 2001’e kadar her yıl düzenli olarak biraya gelindi. Kurultaylarda Türk Devlet ve Topluluklarının hem kendi aralarındaki hem de komşu ülkeleriyle ilişkilerinde egemenliklere karşılıklı saygı gösterme, içişlerine karışmama, anlaşma ve görüşmelerin eşitlik esasına göre yapılması ve yeni dünya düzeninin öngördüğü insan hakları ve hukukun üstünlüğüne, çok partili demokrasiye, bütün insanlara barış ve refah sağlama prensibine bağlı kalma kararları alındı. Her yıl yapılan toplantılarda farklı konular eklenerek Türk dünyasının sorunları gündeme getirildi. Ortak alfabe, ortak tarih yazımı konuları ele alındı. Ticaret ve işbirliğini geliştirmenin önemine dikkat çekildi. Büyük Öğrenci Projesi görüşülerek Türkiye’nin eğitim konusun da öncü olması talep edildi. Alınan kararlar ne kadar uygulanabildi tartışılır ancak bu kurultaylar Türk dünyasının biraraya geldiği zaman ne kadar çok olduklarını ve birbirlerinden kuvvet aldıkları takdirde ne kadar büyük işler yapabilecekleri konusunda ümit vermiştir. Doğrudan ilişki kurmak mümkün olmayan topluluklar için de sırtlarını dayayabilecekleri güçlü devletlerin olduğunu görmek güven vermiştir. Bu kurultaylar 2006 ve 2008 yıllarından sonra bir daha toplanmamıştır.Bu kurultayların toplanması biraz önce belirttiğim nedenlerden dolayı çok önemliydi ama maalesef Türk Dünyasına gereken önem verilmemektedir.

Türk Keneşi veya Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Keneşi 3 Ekim 2009’da Nahçıvan’da imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında kurulmuş olan uluslararası örgüttür. Görüldüğü gibi Özbekistan yer almıyordu ama Kerimov’un ölümünden sonra 2018 itibariyle bu birlikte yer alacaklarını açıkladılar. Şimdiye kadar dört zirve gerçekleştirilmiştir. Ancak alınan somut bir sonuç yoktur. Bu kadar büyük bir coğrafya ve nüfusa, doğal kaynağa ve yetişmiş insan gücüne sahip Türk dünyasının gerçekleştirebilecekleri dilek ve temennilerden daha fazlası olmalıdır. Sonuç alınabilecek kararlar alınmalı ve uygulamaya geçirilmelidir.

Yorulmaz: Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak Türk dış politikasında dış Türklerin konumu ile ilgili genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?

Yılmaz: Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk ‘Dış Türkler’ konusuna bugün bulunduğumuz noktadan çok daha fazla önem vermiştir. SB’de yaşayan Türklere ilişkin 1933’de söylediği sözleri bugün daha da önem ve anlam kazanmaktadır. Kaldı ki Atatürk’ün Türk dünyasına ilişkin düşünceleri yalnızca sözde kalmamıştır eyleme de geçmiştir. Bugün ‘Büyük Öğrenci Projesi’ olarak adlandırılan projeyi Atatürk o dönemde uygulamıştır. İçinde Türk nüfus barındıran ülkelere gönderdiği büyükelçileri daha özenle seçmiş ve oralarda yaşayan Türklerin kültürel haklarının korunmasına son derece büyük önem vermiştir. Atatürk’ün ölümüyle bu misyon adeta sona ermiştir.

Yorulmaz: Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Yılmaz: Türk Dünyası çok büyük ve önemli bir dünya. Türk dünyasındaki ülkeler eşit şartlar altında biri diğeri üzerinde herhangi bir üstünlük göstermeden biraya gelip ortak yönlerini ön plana çıkararak gerçekten ‘’dilde, fikirde, işte birlik’’ sağlamalıdırlar. Bunu gerçekleştirebilmek için de devletlerin takip edecekleri kurumsal, ayakları yere basan sonuç alınacak politikalara ihtiyaç vardır.

Gerçek anlamda bir Türk birliğinin gerçekleşmesi dileğiyle çok teşekkür ederim.

 

Bir Cevap Yazın