Doç. Dr. Yasemin Çakırer Özservet ile Göçmen Çocuklar ve Sosyal Uyum Üzerine Konuştuk

Marmara Üniversitesi öğretim gürevlisi Doç. Dr. Yasemin Çakırer Özservet ile  sağlık,  eğitim ve entegrasyon bağlamında göçmen çocuklar ve sosyal uyum üzerine konuştuk.

 

Muhammed Murat Arslan: Öncelikle son dönemin önemli bir gündem meselesi olan göç ve göçmenlik konularından bahsedelim. Suriyeli göçmenler özelinde şu an konunun temel problemleri nelerdir?

Yasemin Çakırer Özservet: Göç, kendisi başlı başına travmatik bir olay. Gönüllü olsa bile bu durum böyle. Bir de zorunlu olarak iç karışıklık ve savaştan kaçma durumunda bir sürü yerinden edilme var. Bu insanların yerinden edilmesi dahil, zihinlerdeki ev- yuva kavramının yerinden edilmesi, (varsa çok yakınların kaybı anlamında) aile kavramının yerinden edilmesi ve güvenebildikleri ne varsa kaybetmeleri söz konusu. Fiziksel olarak taşıyabilecekleri ufak tefek kendilerine ait şeyleri almaları psikolojilerini ayakta tutabilecek nadir eşyalar durumundadır belki de. Böylesi bir travmatik sürecin ardından bulmak istedikleri en temel ortam güvenli bir yerleşim. Bu anlamda en temelde sorun, bu yaşam mekanının oluşması. Güvenli bir yerleşim, yuva yapabilecekleri yerlerde barınabilmek ve tabi ki temel ihtiyaçları karşılayabilmek. Bugün bunları göçmenlerin bir çoğu Avrupa’da da ülkemizde de yeterince karşılayamıyor. Evet ülkemiz bir çoğuna ev sahipliği yapıyor, evet acil olarak yapılabilecek her şeyi sağlıyor ama artık 7 sene oldu ve insani şartlarda barınma sorunları hallolmazsa, bu bir toplumsal buhran sorunu olacak. Diyebiliriz ki, benzer kötü şartlarda kendi vatandaşlarımız da var, evet doğru bir söylem. Zaten barınma şartlarını bütün yoksullar ve ihtiyaç sahipleri için iyileştirmek önemli. Ayrımlaştırmadan, eşit ve adil şekilde. Konu özelinde temel insani şartlarda barınma sorunu sonrasında en temel sorun eğitime katılamayan Suriyeli çocuklar ve gençler. Vatandaşlarımıza verilen eğitimin kendisi zaten sorunlu da olsa, bir şekilde yerel dil etkileşimini sağlayacağı ve sosyalleşeceği imkan açısından göçmen çocukların eğitime katılımını önemsiyorum. Yoksa nitelik olarak çok açıdan tartışabiliriz.

 

Arslan: Suriyeli mülteciler konuşulurken, göçmen çocuklar pek konuşulmuyor. Göçmen çocukları konuşmak ve onlar için çalışmalar yapmak neden önemledir?

Özservet: Çocuklar göç edenler için umut ışığıdır. Geri kalan hayatına büyük bir umut katabilir ve çocuğu için hayata tutunabilir göçmen. Çocuğunu iyi şartlarda büyütebilirse, oraya ait hisseder, orayı benimser ve o da orası için bir şeyler yapma gücünü kendinde hisseder. Ayrıca çocuk yeni bir kültür ve ortamla kaynaşmada ailede önemli bir rolü oynar. Bu nedenle göçmenler çok doğurgandırlar. Yeni bir yerleşime güven ve muhabbet duyabileceği bir bağ atar kendisi için. Ve göçmen çocuğun eğitime katılması bu noktada önemli bir sosyalleşme fırsatıdır, sadece çocuklar için değil göçmen aileler için de.

Eğitime katılmanın diğer bir yararı da, yeni kültürden kendilerine gelebilecek riskleri öğrenmeleridir. Mevcut risklerin kucağına da çocuğun düşmemesi için eğitimde kalması ve yerel kültürle kaynaşması gerekir. Bugün hala eğitime katamadığımız bir sürü çocuk var. Bunlar suç odaklarının, bağımlılık risklerinin ortasında oldukça savunmasız durumdalar. Eğitim derken de lütfen sadece formal-örgün eğitim anlaşılmasın. Gündelik hayatın akışında STK’lar üzerinden de eğitimler olabilir ama en büyük adım bana göre yerel yönetimler üzerinden yaygın eğitim fırsatlarının onlara sunulması şeklinde olabilir. Yerel yönetimler; yetişkin, çocuk hepsine yaygın bir Türkçe dil kursuyla erişmeye başlayabilir. Ve bu hizmeti verirken de karşılığında onlara kendilerini bir insan gibi hissettirecek bir ödev de verebilir, Arapça öğrenmek isteyene Arapça öğretmek ya da Arapça pratik yaptırmak olabilir. Bu toplumlar arası kaynaşma projelerinin birer parçası haline gelebilir.

 

Arslan: Bu noktada göçmen çocukların sosyal mekanlarla ve yerel ile kurduğu ilişki nasıldır, ne kadar sağlıklıdır?

Özservet: Çocuklar günümüzde büyük oranda okullarda, parklarda ve gidebiliyorlarsa yerel yönetimlerin sosyal-kültürel merkezlerinde sosyalleşmektedirler. Göçmen çocuklar da yerel çocukla aynı yerlere aynı haklarla erişebilirse bu kaynaştırıcı bir politika olacaktır. Bugün bazı yerelde bunları görmek mümkündür. Gidebilen gidiyor ancak, çoğu göçmen çocuğun bunlardan haberi olmuyor, ya da haberi olsa da, akran zorbalığı diye bir vakıa var ortada. Yerel çocuk kendi akranına karşı da zorba zaten. Başkasına karşı saygı, hoşgörü, empati yeteneği gelişmiyor günümüz çocuklarında. Bencil bir çocukluk var karşımızda. Buna kendisinden oldukça farklı ve dil yeteneği olmayan göçmen çocukla karşılaşma eklerseniz zorbalık yükseliyor. Bugün çocuğunuzu alıp parka götürüyorsunuz, aa topu atamıyor, aa bebek gibi diyerek akranlar birbirilerini çok rencide edebiliyorlar. Bu, Suriyeli çocuk gibi kendinden farklı bir kültürden gelen söz konusu olunca daha çok yapılabiliyor. Okul çıkışı Suriyeli bir çocuğa çelme takan bir çocuğa arkadaşı sorunca neden yaptın ‘Ee oğlum Suriyeli ya işte’ cevabı verebiliyor. Bu akran zorbalığını da aile ve toplumda oluşması gereken ahlak dönüşümü ile çözebilirsiniz. Yerel, ulusal ve bence okulların medyasında kullanılan diller üzerinde çalışmak, bu dilleri eğitmek de gerekiyor. Göçmen çocuk kentte henüz fırsat eşitliğine sahip değil bana göre. Bunun aynısını alt kültürlerden çeşitli yoksulluk kültürleri için de söylemek mümkün. Zamanında Romanları çalışmış biri olarak rahatlıkla diyebilirim bunu.

Fotoğraf: Yeni Şafak

Arslan: Göçmen çocuklar konuşulurken sağlık ve çocuk işçiliğine de değinmek gerekiyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Özservet: Sağlık konusunda uzman değilim ancak ben bütüncül tıptan yana biri olarak Suriyeliler geldi diye sağlık konusunda yapılan veryansınların hiç doğru olmadığını görüyorum. Hatta haksız yere birden çok bazılarının üç kez aşılandığını ve kimyasal bombardımana tabi tutulduğunu duyuyorum. Sağlık politikasında da göçmenlerin araç olarak kullanıldığını görüyorum. Bir tek, sağlıklı beslenmeye erişim konusunda risk altında olduklarına inanıyorum.

Çocuk işçiliği konusu vicdanları çok yaralayan bir konu. Eğitime katma politikalarında çocuk odaklı özel çözümler buldukça bu durum iyileşebilir inancındayım. Yani çalışan, çalışma riski altında olan çocuklarla birebir ilgilenerek, aile durumlarına başka şekilde katkı sağlanarak, çocuğu eğitime katarak ve çocukluğunu yaşama fırsatını ona sunarak yapmamız mümkün. Burada mahalle devreye giriyor ve mahalle muhtarları değer kazanıyor. Yerel yönetimler mahalle düzeyinde muhtarlar üzerinden daha sağlıklı şekilde bu konuya eğilebilir , bütçelerini mahalle detayına indirebilirse sağlıklı olarak süreç işleyebilir inancındayım.

 

Arslan: Çocuk göçmenlerde uyumun sağlanması için ulusal ve yerel çapta -hem devlet hem STK’lar hem de özel sektörü baz alarak- ne gibi çalışmalar yapılmalıdır?

Özservet: Ulusal çapta çok uğraşmadan bence en temeli yerelden başlamalı, muhtarlara yetki, etki ve bütçe tanımlanırsa bunun gibi bir çok sorun temelinden çözüme kavuşabilir. Sonra bunu denetleme konusunda mahalleliye (göçmen yerli ayırt etmeden) yetki/ fırsat verirseniz o mahallede muhtarlık (kurumsal anlamda yani tek kişinin yönetimi değil) işler yürür. Bu aylarda 2. Ulusal Çocuk Strateji Belgemiz hazırlandı. Birincisini kimse duymadı bunu da duyan pek olmadı. Birincisi zaten uygulanmadı maalesef. Bari ikincisine göçmen çocuklar eklense diye geçiriyoruz içimizden. Çünkü bizlere sorulmadı.

 

Arslan: Son olarak neler söylemek istersiniz.

Özservet: Son olarak ülkemizin özellikle kentleşmesinde çok ciddi bir gayrı insanilik olduğu (yani insanın yapısına uygun yaşanabilir yerleşimler olmadığı) sürece, yeni gelen göçmenler, çocuklarıyla birlikte bu inşaatizmden payını alacak ve çok kötü şartlarda yaşamaya mahkum edilecektir. Bugün yerel, çocuğumuz da nefes alacağı alanlardan mahrum, sosyalleşme imkanları kapalı mekanlarla kısıtlı şekilde yaşıyor. Çocuğun şehirde özgür olmadığının farkındayız bir çoğumuz. Yani temelde bazı konularda yapılacak yeni politika ve düzenlemeler, göçmeni de yereli de rahat ettirebilecektir. Aslında her şeyin temelinde insani politikalar yatmaktadır. Buna eriştiğimizde sorunlar ayyuka çıkmadan kendi içerisinde çözüme kavuşurlar, göçmen/yerel ayrımı olmadan.

 

Bir Cevap Yazın